Giriş Yap Üye Ol
Sepetim
Sepetinizde ürün bulunamadı...

Kargo {{ (sepetAltBilgi | map:'fiyat' | sum | number:2) }} TL

Ürünler {{ (sepetUrunler | map:'adet*tutar' | sum) | number:2}} TL

Toplam {{ (sepetAltBilgi | map:'fiyat' | sum)+(sepetUrunler | map:'adet*tutar' | sum) | number:2}} TL

Marka : Colbovita

COLBOVİTA®


Tip I-II-III
Hidrolize Kollajen 5500 mg, Bor 6 mg, Hyaluronik Asit 10 mg
,


Glukozamin sülfat 500 mg + Kondroitin sülfat 400 mg + Manganez 1 mg, D3
vitamini 5 mcg



Hidrolize Tip I Kollagen



Temel görevi vücut dokusunu
bir arada tutmak olan kollajen tip 1, vücutta en çok
bulunan kollajen tipidir. Vücut dokusunun parçalarını oluşturan eozinofilik
liflerden oluşmaktadır. Vücuttaki tendon ve bağlarda bulunmaktadırlar.
Kemikleri destekler, cildi korur, elastikiyet sağlar, dokuları bir arada tutar
ve yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlarlar. Tendon, kas ve bağlarla
birlikte kemik ve dişlerde de bulunurlar. Vücutta doğal yollarla var olan kollajen
tip 1, yaşlandıkça azalmaya başlar. Bu sebeple takviye gıda olarak
alınması tavsiye edilmektedir.



Hidrolize Tip II Balık Kollajeni

Kollajen tip 2, Tip 1‘den
sonra vücutta en çok bulunan kollajendir. Kıkırdak matriksi tarafından üretilen
tip 2 kollajen, eklem sağlığı ve kıkırdak oluşumu açısından oldukça önemlidir.
Oluştuğu kıkırdak matrisi ise, kıkırdak içerisinde yer alan sıvı benzeri bir
dokudur. Özellikle eklem ağrıları ve daha ileri eklem hastalıklarında oldukça
etkili olmaktadır. Tip 2 kollajenin vücutta azalması tip 1 kollajene oranla
daha yavaş fark edilir ve yaşlanma süreci boyunca da daha normal olarak kabul
edilmektedir.



Hidrolize Tip III Kollajen



Tip 3 kollajen organlarımızı ve cildimizi oluşturan hücre dışı
matrisin ana bileşeninden oluşmaktadır. Kan dokusunu oluşturmaya yardımcı
olan tip
3 kollajen aynı zamanda cildin esnekliğini ve sıkılığını
korumasına yardımcı olmaktadır. Kasları ve organları desteklemenin yanı sıra
damarlara da elastikiyet vermektedir. Kırışıklıkları azaltır, esnekliği
artırır, kemik matrisini destekler, sindirim sistemini destekler ve cilt nemlendirmesini
artırabilir. Zayıf veya hasar görmüş tırnakları onarır ve ince telli saçları
gürleştirir. Özellikle kollajen takviyelerinin
en sık kullanım amacı tırnak ve saçlara sağladığı faydalardır.

 



Bor



Bor, Kalsiyum ve Kemik Sağlığı

Bor ve insan sağlığı üzerinde yapılan çeşitli çalışmalar bor
alımının metabolizmayı, kalsiyum, bakır, magnezyum, azot, glikoz,
trigliseridler, reaktif oksijen ve östrojen emilimini ve kan, beyin ve kemik
yapısı gibi birçok sistemin fonksiyonunu etkilediğini göstermektedir. Bu
nedenle bor; tıbbi alanda özellikle osteoporoz tedavilerinde, kemik
gelişiminde, artritte (iltihaplı romatizma tedavisinde) ve menopoz tedavisinde
yaygın olarak kullanılmaktadır.

 Bor, kalsiyum, fosfor, vitamin D, magnezyum gibi çeşitli
mikro besinlerin metabolizmasında regülatör bir rol oynamaktadır. Bor; kemik
yoğunluğunu artırırken kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi minerallerin kemiğe
bağlanmasını kolaylaştırır, kalsiyum ve magnezyum atılımını önleyerek kemik ve
diş sağlığını korur.


Diğer taraftan bor’un steroid hormon metabolizmasını olumlu
yönde etkilediği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Steroid hormon seviyesinin
yükselmesi kalsiyum atılımını azaltmaktadır. Bu durum, tıbbi olarak
“osteoporoz” olarak ifade edilen kemik erimesinin önlenmesinde ve tedavisinde
oldukça önemlidir.

Kemik erimesi, yaş ilerledikçe gözlenme ihtimali artan bir
halk sağlığı sorunudur. Her ne kadar kadınların sorunu gibi algılansa da
aslında hem kadın hem de erkeklerin sorunu olduğu aşikârdır. Bu bakımdan ileri
yaşlarda erkeklere ve menopoz sonrası kadınlara kalsiyum takviyesi
önerilmektedir.

Ancak sadece kalsiyum almak doğru değildir.

Kalsiyum vücudunuzdaki en önemli minerallerden biridir.
Kasların, sinirlerin ve kalbin doğru çalışması, kan pıhtılaşması ve kemiklerin
oluşumu için gereklidir. Kalsiyum minerali en çok dişlerde ve kemiklerde
bulunur bu yüzden eksikliği görüldüğünde de en çok dişler ve kemikler
etkilenir. Yani, eksikliğinde kemik erimesi neticesinde ufak darbeler sonucu
incinmeler haricinde kemiklerde çatlamalar ya da kırılmalar görülebilir.
Eklemlerde ve kemiklerde ağrılar görülür ve hareket kabiliyeti kısıtlanabilir.
Kas gelişimi ve sağlığı açısından da önemli olan kalsiyum, eksikliği halinde
ellerde, kollarda uyuşmalar görülebilir, kasılmalar ve kramplar sık sık
yaşanabilir.

Bütün bunlarla birlikte kalp sağlığı da bozulabilir, kalp
kasılmaları düzensizleşir, çarpıntı görülebilir.

Yine kalsiyum eksikliği nedeniyle ruh hali çok çabuk
değişebilir. Yorgunluk ve halsizliğin yanı sıra aşırı sinirli, gergin, huysuz,
kaygılı ve depresiflik durumlar görülebilir.

Regl dönemi öncesi PMS olarak bilinen premenstrüel sendromun
çok şiddetli yaşanmasına sebep olabilir. Halbuki regl (âdet) ve menopoz
döneminde bor kullanımı östrojen düşüklüğüne bağlı stres ve depresif ruh hali
değişiklikleri, ateş basması gibi sorunların en aza inmesini sağlar.


Bor’un insan vücuduna en iyi belgelenen etkisi, kalsiyum
metabolizmasına veya emilimine olan etkisidir.

Bor insan vücudunda hemen her
organda bulunmasına rağmen tiroit bezelerinde, sonrada kemik ve dişlerde daha
yoğundur. Bor tiroit bezini uyararak vücudun kalsiyum, magnezyum ve fosfor
metabolizmasını düzenler. Bor yetersizliği tiroit bezinin aşırı çalışmasına
sebep olur ve çok aşırı hormon salgılar. Aşırı tiroid hormonu ise kemiklerdeki
kalsiyumun çözülüp kana karışmasına neden olur. Bu durum zamanla eklemlerde
osteoartrit (eklem deformasyonu), osteoporoz (kemik erimesi), artrit (eklem
iltihaplanması) ve diş çürüklerine sebep olur.

Bor yetersizliği anlaşılmaz ve
uzun süre devam ederse yumuşak dokuda sertleşme, kas krampları ve eklem
sertleşmesi gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Ayrıca damarlarda kireçlenme,
hormon bezlerinde sertleşme, böbreklerde taş oluşur.

Bor eksikliğinden kaynaklı bu olumsuzlukların ve yaş
ilerledikçe ortaya çıkan ortopedik sorunların önlenmesi ve üstesinden gelinmesi
amacıyla bor konusunda

Türkiye’de sağlık alanında bor kullanımının öncüleri
olabilmek adına Tykon İlaç olarak içilebilir sıvı formda Colbovita flakon
sağlık sektörünün hizmetine sunulmuştur. 

Hyaluronik
Asit



Hyaluronik
asit, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve özellikle cilt üzerinde çeşitli
etkileri olan maddelerden biridir. Bu madde göz ve eklem sıvılarında da
bulunur. Amerikan İlaç Dairesi, hyaluronik asitin, belirli durumlarda
enjeksiyon halinde kullanılmasını onaylamıştır. (1)

Hyaluronik
asit (HA), vücudunuzun bağ dokusunda doğal olarak bulunan, uzun dallanmamış
karbonhidratlardan olan glikozaminoglikan yapıda bir maddedir.

Hyaluronik
asit, cilt yapınızın ana bileşenlerinden biridir. Cildinizin dolgun ve nemli
görünmesine katkıda bulunan bu madde kendi ağırlığının 1000 katına kadar su
molekülü tutabilir. Cildin nem düzeyi yaşlandıkça azalır, çünkü hyaluronik asit
seviyesi yaşla beraber düşer.



Glukozamin
sülfat

Glukozamin,
Glikozaminoglikanların üretiminde önemli rol oynar. Glukozamin,
kıkırdak hasarına neden olan enzimleri durdurarak, proteoglikan yıkımını inhibe
eder. Böylece kıkırdak hasarının ilerlemesini yavaşlatır.


Kondroitin
Sülfat
Kondroitin,
vücuttaki en önemli glikozaminoglikanlardan biridir. Kondroitin
kıkırdakta kondroitin-4-sülfat ve kondroitin-6-sülfat şeklinde bulunur.
Yaşlanma ve osteoartritte özellikle kondroitin-4-sülfat üretimi azalır.

Kondroitin,
kıkırdakların su ve besinlerin tutması, kıkırdağın beslenmesi için gerekli
besin maddelerinin kıkırdağa hareketi için en gerekli maddedir. (Hatırlatma: kıkırdak damarsızdır ve
eklem sıvısından beslenir).

Kondroitin sülfat,
kıkırdak yıkımına yol açan lizozomal ve proteolitik enzimleri inhibe eder.


 



MSM (Metil Sülfonil Metan)
En
zengin organik sülfür (kükürt) kaynağıdır. %34 oranında sülfür içerir.

Eklemlerde
hareket kabiliyetini arttırır. Şişkinlik ve sıvı kaybını azaltır.
Analjezik
ve antienflamatuvar etkileriyle ağrıyı azaltır (vücutta doğal olarak bulunan
antienflamatuvar hormon kortizolün etkisini arttırır).


Manganez


Manganez bir oligoelementtir. Vücutta çok küçük miktarlarda
mevcuttur. Kıkırdağın oluşumunda yer alan reaksiyonlarda görev yapan enzimlerin
yardımcısı (kofaktörü) olarak görev yapar. Manganez, kondrositler içinde Glikozaminoglikanların
sentezi sırasında reaksiyonların hızlanmasına katkıda bulunur. Eksikliğinde Glikozaminoglikanların
optimal sentezi bozulur.   

D3 vitamini 
Biyokimyasal olarak sterol grubuna ait bir vitamin olması dolayısıyla yağda çözünebilir ve vücutta depolanabilir. D vitamini ailesine ait sterollerden en önemlisi kolekalsiferol yani vitamin D3’tür. Beslenme ile birlikte D vitamini bitkisel ya da hayvansal ürünlerden alınabilir. Aynı zamanda güneşten gelen ultraviyole b ışınları, öncül D vitamini formlarından deride fotokimyasal olarak D vitamini oluşturabilir.

Normal koşullar altında insan vücudunda bulunan D vitamininin büyük bir kısmı deride sentezlenir. Beslenmeyle alınan veya deride sentezlenen D vitamininin vücuttaki metabolik görevlerinde yer alabilmesi için aktif formuna dönüştürülmesi gerekir. Bu aktifleşme süreci öncelikle karaciğerde sonrasında da böbreklerde gerçekleşir.

D vitaminin en temel görevi kemikte ve kan dolaşımında yer alan kalsiyum miktarının ayarlanmasıdır. Bu işlevini, ince bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırıp, böbrekler vasıtasıyla da atılımını azaltarak yerine getirir. Dünya üzerinde yaklaşık olarak 1 milyar insanın D vitamini eksikliği olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle D vitamini eksikliği küresel bir sağlık problemidir ve eksikliğinin en önemli sebebi de temel oluşum mekanizması olan güneş ışığından faydalanmanın azalmasıdır. 

Kemiğin mineral içeriğinin büyük çoğunluğunu kalsiyum ve fosfor iyonları oluşturur. D vitamini eksikliğinde kemik mineralizasyonu doğru şekilde gerçekleşemeyeceği için iskelet sistemi ile ilgili birtakım problemler meydana gelir. Çocuklarda D vitamini eksikliğine bağlı oluşan iskelet sistemi hastalığına raşitizm adı verilirken bu durum erişkinlerde meydana geldiğinde osteomalazi adını alır. Osteomalazi gelişimi sonrası en belirgin yakınma sırt, kalça ve bacaklarda meydana gelen ağrıdır. Bu ağrı genellikle belden başlayarak vücudun diğer bölgelerine yayılır.

 Aynı zamanda D vitamini seviyesinin düşük olması dolaylı yoldan kemik yıkımını arttırması nedeniyle eğer kişide osteoporoz mevcut ise bu durumu hızlandırıp kötüleştirebilir.  D vitamini eksikliği sonucu dolaşım sistemi de etkilenebilir.

Yeterli düzeyde D vitamini varlığında, damar sertleşmesi daha az oluşur ve özellikle kalbin beslenmesinden sorumlu koroner damarlarda dolaşan kan akımı korunur. Kalp ve damarlar üzerinde bu koruyucu etkileri sayesinde kardiyovasküler tedaviye ek olarak normal vitamin d seviyeleri, kişinin tansiyonunun aşırı yükselmesi ya da kalp krizi geçirme ihtimaline karşı koruyucu etki yapabilir. 

D vitamini eksikliğinin ilişkili olabileceği diğer bir hastalık grubu ise psikiyatrik bozukluklardır.  D vitamini sinir hücrelerinin sağlıklı çalışması için önemli rol oynar. Anne karnında D vitamini eksikliğine maruz kalan bir çocukta otizm ve şizofreni gibi yapısal bozukluklar ortaya çıkabilir. Aynı zamanda D vitamini seviyelerinin düşük olması depresyon ile de ilişkilendirilmiş olup, çağımızın önemli sağlık sorunları olan depresyon ve kaygı bozukluğunda D vitamini seviyelerinin normal olması hastaların tedavilerine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir .

D vitamini seviyesi normal olan bireylerde yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan durumların yavaşlaması beklenebilir. 

C Vitamini


Aynı zamanda askorbik asit olarak bilinen C vitamini, insan vücudunun, kan
damarları, kıkırdakları, kasları ve kemiklerde bulunan kollajen proteini
oluşturmak için ihtiyaç duyduğu bir vitamin türüdür.

C vitamini dokuların oluşturulmasının yanı sıra vücudunun çeşitli
yaralanmalardan sonra iyileşme süreci için büyük bir öneme sahiptir.

Askorbik
asit bir monosakkarit türüdür ve hemen bütün canlı dokularında bulunur.

C vitamini, serbest radikaller olarak adlandırılan zararlı moleküllerin
yanı sıra toksik kimyasallar ve sigara dumanı gibi kirleticilerden kaynaklanan
hasara karşı vücudu koruyabilen birkaç antioksidandan biridir.



Vücutta oluşan kanser, kalp hastalığı ve artrit gibi sağlık sorunlarının
gelişmesini önlemeye katkıda bulunacağı için düzenli ve yeterli C vitamini
alınması bu durumların önlenmesine yardımcı olur.
           

Çinko
Vücut için gerekli olan eser minerallerden biridir. Çinko vücut tarafında üretilmediği için dışarıdan alınması gereken esansiyel bir moleküldür. Birçok kişi tarafından sanılanın aksine çinko vitamin değildir. Çinkonun önemini anlamak için öncelikle enzimlerden kısaca bahsetmek gerekir.

Vücut içerisinde gerçekleşen her bir reaksiyonun tam randımanlı bir şekilde çalışabilmesi için gerekli olan maddelere enzim denir. Enzimler işlevlerini yerine getirirken belirli mineraller ve vitaminlerden faydalanır. İşte çinko da bu minerallerin en önemlilerinden biridir. Çinko vücutta yaklaşık 200 enzimin çalışması için gereklidir. Bu nedenle de sağlıklı vücut fonksiyonları için çinko mineraline ihtiyaç vardır.

Çinkonun; bağışıklık sistemini desteklemek, saç, tırnak, cilt sağlığına katkıda bulunmak, kemik mineral yoğunluğunu artırmak, antioksidan etkinlik göstermek, göz hastalıklarının tedavisine destek olmak gibi birçok fonksiyonu bulunur. Vücutta birçok reaksiyonun sonunda vücuda zararlı olan antioksidan maddeler oluşur. Özellikle sigara kullanımı gibi sağlığa zarar verici maddeler antioksidan oluşmasını artırır. Bu maddelerin vücuttan uzaklaştırılması ya da zararsız hale getirilmesi gerekir.Antioksidan maddelerin uzaklaştırılması için belirli enzimler ve moleküller kullanılır.

Vücutta üretilen süperoksit dismutaz adı verilen enzim, vücudun doğal antioksidanıdır. Bu doğal antioksidanın çalışabilmesi için mutlaka çinko mineraline ihtiyaç vardır. Çinko eksikliği durumlarında bu enzim tam çalışamadığı için vücudun antioksidan kapasitesi düşmektedir. Bu nedenle, vücudun antioksidan kapasitesini arttırmak ve koruma sağlayabilmek için çinko takviyesi kullanılması önerilir. 

Çinko antioksidan etkisi sayesinde bağışıklık sistemi hücrelerini koruyarak hücrelerin aktivitelerini yerine getirebilmesine yardımcı olur.  Böylece hastalıklara yakalanma riski azalır. Antioksidan etkinliğin haricinde bağışıklık sisteminin önemli bir grubu olan T lenfositlerin olgunlaşma süreci içinde çinko mineraline ihtiyaç vardır.

Çinko kemik sağlığı için de önemli bir mineraldir. Özellikle kalsiyum, çinko ve magnezyum bir arada düzenli kullanıldığında, kemik mineral yoğunluğunun artırılmasına destek sağlar. Çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmalarda, çinko eksikliği yaşayan çocukların akranlarına göre boylarının kısa olduğu gözlemlenir. Çinko, yetişkinlerde ve spor yapanlarda genel kemik sağlığını, yaşlılarda ise kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz tedavisini destekler.

C vitamini, kollajen üretimi için gerekli bir vitamindir. Kollajen üretimi ise kemik gelişiminin önemli bir basamağıdır. Kemiğin gelişim prosesinde önemi olan C vitamini ve çinkonun bir arada alınmasının gelişim seyri üzerine pozitif etkisi olduğunu gösteren klinik çalışmalar vardır.

Saç, tırnak ve cilt dokusunun ortak noktası keratin dokudur. Keratin dokunun sağlıklı olması bu üç dokunun da sağlıklı olmasını beraberinde getirir. Yapılan araştırmalar, çinko takviyesinin saç dökülmesinde ve tırnak kırılmasında azalma sağladığı gösterir. İşte bu yüzden çinko eksikliğine bağlı alopesi (saçkıran) görülen bireylerde çinko takviyesi ile saçlarda yeniden uzama sağlanabilir. Saç dökülmesi ile çinko eksikliği arasında güçlü bir korelasyon olduğunu gösteren çalışmalar da vardır. 

Cilt dokusu açısından değerlendirildiğinde ise çinkonun özellikle cilt onarıcı etkinliğe sahip olduğu için cildin yenilenmesine destek sağladığı biliniyor. Akne tedavisi gören bireylerde, akne sonrası ciltte kalan yaraların iyileşmesine destek olmak amaçlı çinko takviye önerilir.

Çinko, boğaz bölümünün iç dokusuna tutunma kabiliyetine sahiptir, bu bölgeye tutunarak lokal olarak da etkinlik gösterebilir. Çalışmalar pastil olarak hazırlanmış formüllerin boğaz enfeksiyonlarının tedavisine destek olduğunu gösteriyor.

Çinko özellikle iştah artışının desteklenmesinde de önerilir. Tat duyusunun çalışması için dil üzerindeki reseptörler (algaçlar) görevlidir. Bu reseptörler ancak çinko varlığında tam çalışır ve tüketilen gıdanın tadının algılanmasını sağlar. Özellikle iştahsızlık görülen çocuklarda çinko eksikliği olduğu görülmüş ve çinko takviyesi ile tada karşı duyarlılık yani ilgi arttığı için iştah artışı olduğu bildiriliyor.   

Biotin


İnsan sağlığı için son derece önemli kabul edilen B
vitamini grubuna ait olan biotin, pek çok doğal gıdadan alınabilen ve vücudun
çok sayıda normal fonksiyonunu destekleyen bir vitamindir. Suda çözünebilen
biotin, vücutta depolanmaması ve fazla alınması durumunda idrar yoluyla
sistemden dışarı atılabilmesiyle de öne çıkar. Biotin üzerine yapılan
çalışmaların önemli bir bölümü, B7 vitamininin normal enerji oluşumuna, normal
saç tellerinin ve cildin korunmasına katkıda bulunduğunu öne sürer. Biotinin
hamilelik sürecindeki kadınlar için de önemli bir vitamin olduğu kabul
edilir. Biotin, sağlıklı normal tırnakların korunmasını isteyen kişiler
tarafından da sıklıkla kullanılır. Biotin aynı zamanda insan vücudunda
besinlerin enerjiye dönüşmesinde vücudun normal fonksiyonlarına yardımcı olur.
Vücutta aktif şekilde görev alan 5 farklı enzimi destekleyen biotinin bu sayede
her türdeki gıdanın normal metabolizmasına yardımcı olduğu
düşünülür. Biotin eksikliği yaşayan kişilerde kolay saç kırılması, tırnak
kırılması, cilt kuruluğu, hâlsizlik gibi problemler gözlemlenebilir.  

Glutatyon 
Glutatyon ya da GSH, hücreleri serbest radikaller, peroksitler ve ağır metaller gibi reaktif oksijen türlerinin toksik etkilerinden koruyan bir antioksidandır. Tripeptid yapısındadır ve ?-glutamil-sisteinil-glisin bilimsel adıyla tarif edilir. Glutatyon, hücrelerin enerji santralleri olan mitokondrilerin sağlıklı bir şekilde çalışması için gereklidir. Hasarlanmış veya işlev bozukluğu olan mitokondrilerin kanserleşme sürecinde kritik bir yeri vardır. Mitokondrilerin çalışması toksinler veya sağlıksız hücresel ortam nedeniyle bozulduğunda hücre solunum için oksijen yerine glukoz (şeker) kullanılan daha ilkel bir solunum formuna geçtiğinde kanserleşmektedir.
Sağlıklı kalmak, performansınızı artırmak, hastalıkları önlemek ve yaşlanmanın etkilerinden korunmak,  bağışıklık işlevi ve enflamasyonun kontrolü için glutatyon düzeyleri yüksek tutulmalıdır. Araştırmalar yüksek glutatyon düzeylerinin kas hasarını azalttığını, kasların iyileşme süresini kısalttığını, kas kuvveti ve dayanıklılığını artırdığını ve metabolizmayı yağ depolama yerine kas yapımına kaydırdığını göstermektedir.

Glutatyon, sağlıklı kalmak ve hastalıktan korunmak için en önemli moleküllerden biridir. Yaşlanma, kanser, kalp damar hastalıkları, bunama (demans) ve başka birçok kronik/dejeneratif hastalığın önlenmesinde temel öneme sahip olan glutatyon üç yapı taşından oluşur, bunlar  sisteine, glisin  ve glutamin  aminoasitleridir.

Glutatyon vücudumuzda doğal olarak üretilir. Glutatyona “ana anti-oksidan” denilmesinin sebebi, onun serbest radikalleri yakalayarak karaciğere taşır ve burada  kendisini  yenileyerek tekrar işine geri dönmesidir. Serbest radikaller, çoğu zaman normal hücre metabolik oksidasyonunun yan ürünleri ve toksik atıklarıdır. Anti-oksidanlar tarafından etkisiz hale getirilmediklerinde otoimmün hastalıklara, kanser gibi kronik hastalıklara yol açabilirler.

Vücut doğal yoldan glutatyon üretmekte ama bu yaşla birlikte azalmaktadır. Toksinler de glutatyon düzeylerinin azalmasına neden olmaktadır. Glutatyon azaldığında serbest radikallere karşı korunamadığımız için bu moleküller vücut yapılarına zarar verebilmektedir. Aktif Glutatyon (GSH): Glutatatyon serbest radikalleri toplayarak doyduğunda karaciğerde kendini yenilemektedir. İdeal şartlarda glutatyonun %10’u inaktif (oksitlenmiş) durumda iken %90’ı aktif formdadır. GSH olarak da bilinen aktif glutatyon %90’ın altında düştüğünde serbest radikallerle savaşı kaybetmeye başlarız. Toksinler daha da biriktiğinde GSH azalmaya devam eder. GSH %70’in altına düştüğünde bağışıklık sisteminde bozulma görülür. Vücudumuzdaki glutatyon (GSH) düzeylerindeki eksiklik iç ve dış faktörler olmak üzere iki kategoriye bağlı olabilir

.İç faktörler vücudumuzda bağışıklık, DNA onarımı, oksidatif stresten korunma gibi çeşitli süreçlerin önemli bir parçası olan glutatyona duyulan gereksinimin artmasıyla ilgilidir. Her gün maruz kaldığımız toksik ve zararlı maddeler gibi dış faktörler  kayda değer miktarda glutatyonun detoksifikasyon için kullanılması sonucunu doğurur. Bu maddelerden bazıları şunlardır:

Asetaminofen (parasetamol) ;
Aseton, çözücüler (tiner);
Akaryakıt ve yan ürünleri;
Ağır metaller (civa (diş dolguları, aşılar, dövmeler), kurşun, kadmiyum, bakır vb.);
Böcek öldürücüler (pestisitler), zirai mücadele ilaçları (herbisidler);
Nitratlar ve kimyasal gıda katkıları (salam, sosis, tütsülenmiş gıdalar vb);
Yapay tatlandırıcı aspartam;
Sentetik gıda boyaları;
Benzopirenler (sigara dumanı, mangal dumanı, egzos dumanı vb.);
Alkol;
Ev temizlik ürünleri (deterjanlar, çamaşır yumuşatıcılar, oda kokuları, naftalin, temizlik malzemeleri, beyazlatıcılar vb.);
Mutfak malzemeleri (yapışmayan tava kaplamaları, plastik saklama kapları, konserve kutuları ve karton ambalajların iç kaplamaları vb.);
Formaldehid ve stiren (fotokopi ve printer toner mürekkepleri);
Klorlu su;
Röntgen ışınları;
UV radyasyon;
Elektromanyetik alanlar (EMF);
Endüstriyel atıklar.

Diğer dış faktörler:
Yetersiz beslenme – kofaktör olan vitamin ve minerallerin eksikliği sonucunda glutatyon sentezi yetersiz kalır, başka antioksidanların yetersizliği de glutatyonun harcanmasına neden  olur;
Aşırı egzersiz – vücutta fazla miktarda serbest radikal oluşması sonucunda glutatyonu harcanmasına neden olur;
kronik stres;
kaygı, endişe;
depresyon;
gece saatlerinde ışığa maruz kalınması melatonin salınmasını baskılayarak glutatyonun azalmasına neden olur (başucu lambaları, cep telefonu, tablet gibi cihazların ekranından yayılan mavi ışık);
Yaş - 20 yaşından sonra doğal glutatyon üretimi her on yılda ortalama %10 azalmaktadır.
Bu faktörlerin tümünden kaçınmamız mümkün değildir ama pek çoğunu düzenli yaşam tarzı, toksinlerden kaçınma ve detoks yaparak minimize edebiliriz.

Boswellia Serrata:
Boswellia, Akgünlük olarak da bilinen bir ağaçtan elde edilen bitkisel bir özdür. Akgünlük ekstraktları Asya ve Afrika halk tıbbında yüzyıllardır kullanılmaktadır. Kronik iltihaplı hastalıkları ve bir dizi başka sağlık sorununu tedavi ettiğine inanılmaktadır.

Kireçlenme üzerine etkilidir
Akgünlük ekstrelerinin kireçlenme üzerindeki etkisine ilişkin birçok çalışma, kireçlenme ağrısı ve iltihabının tedavisinde etkili olduğunu bulmuştur. Phytomedicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, kireçlenme nedenli diz ağrısı olan ve boswellia alan 30 kişinin hepsinin diz ağrısında bir azalma olduğunu belirlenmiştir. Ayrıca diz esnekliğinde bir artış da bildirilmiştir (Kimmatkar vd 2003).

Daha yeni çalışmalar kireçlenme için sürekli kullanımını desteklemektedir. Başka bir çalışma, zenginleştirilmiş özütün dozajının artırılmasının fiziksel kabiliyette bir artışa yol açtığını bulmuştur. Ayrıca akgünlük ekstresi takviyesi kıkırdağı parçalayan bir enzimin seviyelerini düşürmeye yardımcı olmuştur (Vishal vd 2011).

Romatoid artriti azaltır.
Romatoid artrit tedavisinde boswellia’nın yararlılığı üzerine yapılan çalışmalar karışık sonuçlar göstermiştir. Journal of Rheumatology’de yayınlanan eski bir çalışma, boswellia’nın eklem şişmesini azaltmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. Bazı araştırmalar, boswellia’nın otoimmün sürece müdahale edebileceğini ve bu da onu

Romatoid artrit için etkili bir tedavi haline getirebileceğini öne sürmektedir. Daha fazla araştırma, etkili anti-enflamatuar ve bağışıklık dengeleme özelliklerini desteklemektedir (Chopra vd 2000)İltihaplı bağırsak hastalığı

(IBH) üzerine etkilidir.
Bitkinin antienflamatuvar özellikleri nedeniyle Crohn hastalığı ve ülseratif kolit (ÜK) gibi enflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili olabilir. 2001 yılında yapılan bir çalışmada, özel bir akgünlük ekstresi reçeteli bir ilaç olan mesalamin ile karşılaştırmıştır.  Çalışmada boswellia özütünün Crohn hastalığının tedavisinde etkili olabileceğini göstermiştir (Gerhardt vd 2001).

Birkaç çalışma, bitkinin ÜK tedavisinde de etkili olabileceğini bulmuştur (Sarkate ve Dhaneshwar 2017; Gupta vd 2001).

Astım üzerine etkilidir.
Bronşiyal kasların kasılmasına neden olan lökotrienlerin azaltılmasında rol oynayabilir. 1998 yılında yapılan bir çalışmada, akgünlük alan kişilerin astım semptomları ve göstergelerinde azalma yaşadığını bulmuştur. Bu, bitkinin bronşiyal astım tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Araştırmalar boswellia’nın pozitif bağışıklık dengeleme özelliklerinin astımda meydana gelen çevresel alerjenlere aşırı reaksiyona yardımcı olabileceğini göstermiştir (Gupta vd 1998).

Kanser üzerine etki
Etken madde olan boswellic asitler, kanser büyümesini engelleyebilecek çeşitli şekillerde etki göstermektedir. Boswellic asitlerin bazı enzimlerin DNA’yı olumsuz etkilemesini engellediği gösterilmiştir. Çalışmalar ayrıca akgünlükte bulunan bileşenlerin gelişmiş meme kanseri hücreleriyle savaşabileceğini ve kötü huylu lösemi ve beyin tümörü hücrelerinin yayılmasını sınırlayabileceğini bulmuştur (Suhail vd 2011).

Başka bir çalışma, boswellic asitlerin pankreas kanseri hücrelerinin istilasını baskılamada etkili olduğunu göstermiştir. Yapılan yeni çalışmalar ile anti-kanser aktivitesi daha iyi anlaşılmaktadır (Park vd 2011).

Kullanım Önerisi: 18 yaş üzeri yetişkinlerde gece yatmadan önce gün 1 flakon içilmesi önerilmektedir.

ilaç değildir. Takviye edici gıdadır

Ticari Takdim Şekli: 30 ml lik 30 flakon içeren karton kutularda.

          





 

 

www.hepsiincide.com web sitesinden satın aldığınız ürünle ilgili yorum yazıp görüşlerinizi paylaşabilirsiniz.

  • {{item.tarihStr}}

    {{item.yorum}}

    {{item.uyead+" "+item.uyesoyad}}

    Bu Yorum Sizce Faydalı mı?

Ürünle ilgili daha fazla bilgiye mi ihtiyacınız var?

Mağazaya Sor

  • {{item.tarihStr}}
    {{item.baslik}}

    {{item.soru}}

    {{item.uyead+" "+item.uyesoyad}} Özel sorudur, sadece siz görebilirsiniz
    {{item.cevapTarihStr}}

    {{item.cevap==null ? 'Cevap bekleniyor...' : item.cevap}}

    {{item.kobiad}}

TYKON İLAÇ KİMYA ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİCARET LTD ŞTİ

Diğer Mağaza Ürünleri
Mağazaya Soru Sor

Marka : Colbovita

COLBOVİTA®


Tip I-II-III
Hidrolize Kollajen 5500 mg, Bor 6 mg, Hyaluronik Asit 10 mg
,


Glukozamin sülfat 500 mg + Kondroitin sülfat 400 mg + Manganez 1 mg, D3
vitamini 5 mcg



Hidrolize Tip I Kollagen



Temel görevi vücut dokusunu
bir arada tutmak olan kollajen tip 1, vücutta en çok
bulunan kollajen tipidir. Vücut dokusunun parçalarını oluşturan eozinofilik
liflerden oluşmaktadır. Vücuttaki tendon ve bağlarda bulunmaktadırlar.
Kemikleri destekler, cildi korur, elastikiyet sağlar, dokuları bir arada tutar
ve yaraların daha çabuk iyileşmesini sağlarlar. Tendon, kas ve bağlarla
birlikte kemik ve dişlerde de bulunurlar. Vücutta doğal yollarla var olan kollajen
tip 1, yaşlandıkça azalmaya başlar. Bu sebeple takviye gıda olarak
alınması tavsiye edilmektedir.



Hidrolize Tip II Balık Kollajeni

Kollajen tip 2, Tip 1‘den
sonra vücutta en çok bulunan kollajendir. Kıkırdak matriksi tarafından üretilen
tip 2 kollajen, eklem sağlığı ve kıkırdak oluşumu açısından oldukça önemlidir.
Oluştuğu kıkırdak matrisi ise, kıkırdak içerisinde yer alan sıvı benzeri bir
dokudur. Özellikle eklem ağrıları ve daha ileri eklem hastalıklarında oldukça
etkili olmaktadır. Tip 2 kollajenin vücutta azalması tip 1 kollajene oranla
daha yavaş fark edilir ve yaşlanma süreci boyunca da daha normal olarak kabul
edilmektedir.



Hidrolize Tip III Kollajen



Tip 3 kollajen organlarımızı ve cildimizi oluşturan hücre dışı
matrisin ana bileşeninden oluşmaktadır. Kan dokusunu oluşturmaya yardımcı
olan tip
3 kollajen aynı zamanda cildin esnekliğini ve sıkılığını
korumasına yardımcı olmaktadır. Kasları ve organları desteklemenin yanı sıra
damarlara da elastikiyet vermektedir. Kırışıklıkları azaltır, esnekliği
artırır, kemik matrisini destekler, sindirim sistemini destekler ve cilt nemlendirmesini
artırabilir. Zayıf veya hasar görmüş tırnakları onarır ve ince telli saçları
gürleştirir. Özellikle kollajen takviyelerinin
en sık kullanım amacı tırnak ve saçlara sağladığı faydalardır.

 



Bor



Bor, Kalsiyum ve Kemik Sağlığı

Bor ve insan sağlığı üzerinde yapılan çeşitli çalışmalar bor
alımının metabolizmayı, kalsiyum, bakır, magnezyum, azot, glikoz,
trigliseridler, reaktif oksijen ve östrojen emilimini ve kan, beyin ve kemik
yapısı gibi birçok sistemin fonksiyonunu etkilediğini göstermektedir. Bu
nedenle bor; tıbbi alanda özellikle osteoporoz tedavilerinde, kemik
gelişiminde, artritte (iltihaplı romatizma tedavisinde) ve menopoz tedavisinde
yaygın olarak kullanılmaktadır.

 Bor, kalsiyum, fosfor, vitamin D, magnezyum gibi çeşitli
mikro besinlerin metabolizmasında regülatör bir rol oynamaktadır. Bor; kemik
yoğunluğunu artırırken kalsiyum, magnezyum ve fosfor gibi minerallerin kemiğe
bağlanmasını kolaylaştırır, kalsiyum ve magnezyum atılımını önleyerek kemik ve
diş sağlığını korur.


Diğer taraftan bor’un steroid hormon metabolizmasını olumlu
yönde etkilediği birçok çalışma ile kanıtlanmıştır. Steroid hormon seviyesinin
yükselmesi kalsiyum atılımını azaltmaktadır. Bu durum, tıbbi olarak
“osteoporoz” olarak ifade edilen kemik erimesinin önlenmesinde ve tedavisinde
oldukça önemlidir.

Kemik erimesi, yaş ilerledikçe gözlenme ihtimali artan bir
halk sağlığı sorunudur. Her ne kadar kadınların sorunu gibi algılansa da
aslında hem kadın hem de erkeklerin sorunu olduğu aşikârdır. Bu bakımdan ileri
yaşlarda erkeklere ve menopoz sonrası kadınlara kalsiyum takviyesi
önerilmektedir.

Ancak sadece kalsiyum almak doğru değildir.

Kalsiyum vücudunuzdaki en önemli minerallerden biridir.
Kasların, sinirlerin ve kalbin doğru çalışması, kan pıhtılaşması ve kemiklerin
oluşumu için gereklidir. Kalsiyum minerali en çok dişlerde ve kemiklerde
bulunur bu yüzden eksikliği görüldüğünde de en çok dişler ve kemikler
etkilenir. Yani, eksikliğinde kemik erimesi neticesinde ufak darbeler sonucu
incinmeler haricinde kemiklerde çatlamalar ya da kırılmalar görülebilir.
Eklemlerde ve kemiklerde ağrılar görülür ve hareket kabiliyeti kısıtlanabilir.
Kas gelişimi ve sağlığı açısından da önemli olan kalsiyum, eksikliği halinde
ellerde, kollarda uyuşmalar görülebilir, kasılmalar ve kramplar sık sık
yaşanabilir.

Bütün bunlarla birlikte kalp sağlığı da bozulabilir, kalp
kasılmaları düzensizleşir, çarpıntı görülebilir.

Yine kalsiyum eksikliği nedeniyle ruh hali çok çabuk
değişebilir. Yorgunluk ve halsizliğin yanı sıra aşırı sinirli, gergin, huysuz,
kaygılı ve depresiflik durumlar görülebilir.

Regl dönemi öncesi PMS olarak bilinen premenstrüel sendromun
çok şiddetli yaşanmasına sebep olabilir. Halbuki regl (âdet) ve menopoz
döneminde bor kullanımı östrojen düşüklüğüne bağlı stres ve depresif ruh hali
değişiklikleri, ateş basması gibi sorunların en aza inmesini sağlar.


Bor’un insan vücuduna en iyi belgelenen etkisi, kalsiyum
metabolizmasına veya emilimine olan etkisidir.

Bor insan vücudunda hemen her
organda bulunmasına rağmen tiroit bezelerinde, sonrada kemik ve dişlerde daha
yoğundur. Bor tiroit bezini uyararak vücudun kalsiyum, magnezyum ve fosfor
metabolizmasını düzenler. Bor yetersizliği tiroit bezinin aşırı çalışmasına
sebep olur ve çok aşırı hormon salgılar. Aşırı tiroid hormonu ise kemiklerdeki
kalsiyumun çözülüp kana karışmasına neden olur. Bu durum zamanla eklemlerde
osteoartrit (eklem deformasyonu), osteoporoz (kemik erimesi), artrit (eklem
iltihaplanması) ve diş çürüklerine sebep olur.

Bor yetersizliği anlaşılmaz ve
uzun süre devam ederse yumuşak dokuda sertleşme, kas krampları ve eklem
sertleşmesi gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Ayrıca damarlarda kireçlenme,
hormon bezlerinde sertleşme, böbreklerde taş oluşur.

Bor eksikliğinden kaynaklı bu olumsuzlukların ve yaş
ilerledikçe ortaya çıkan ortopedik sorunların önlenmesi ve üstesinden gelinmesi
amacıyla bor konusunda

Türkiye’de sağlık alanında bor kullanımının öncüleri
olabilmek adına Tykon İlaç olarak içilebilir sıvı formda Colbovita flakon
sağlık sektörünün hizmetine sunulmuştur. 

Hyaluronik
Asit



Hyaluronik
asit, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve özellikle cilt üzerinde çeşitli
etkileri olan maddelerden biridir. Bu madde göz ve eklem sıvılarında da
bulunur. Amerikan İlaç Dairesi, hyaluronik asitin, belirli durumlarda
enjeksiyon halinde kullanılmasını onaylamıştır. (1)

Hyaluronik
asit (HA), vücudunuzun bağ dokusunda doğal olarak bulunan, uzun dallanmamış
karbonhidratlardan olan glikozaminoglikan yapıda bir maddedir.

Hyaluronik
asit, cilt yapınızın ana bileşenlerinden biridir. Cildinizin dolgun ve nemli
görünmesine katkıda bulunan bu madde kendi ağırlığının 1000 katına kadar su
molekülü tutabilir. Cildin nem düzeyi yaşlandıkça azalır, çünkü hyaluronik asit
seviyesi yaşla beraber düşer.



Glukozamin
sülfat

Glukozamin,
Glikozaminoglikanların üretiminde önemli rol oynar. Glukozamin,
kıkırdak hasarına neden olan enzimleri durdurarak, proteoglikan yıkımını inhibe
eder. Böylece kıkırdak hasarının ilerlemesini yavaşlatır.


Kondroitin
Sülfat
Kondroitin,
vücuttaki en önemli glikozaminoglikanlardan biridir. Kondroitin
kıkırdakta kondroitin-4-sülfat ve kondroitin-6-sülfat şeklinde bulunur.
Yaşlanma ve osteoartritte özellikle kondroitin-4-sülfat üretimi azalır.

Kondroitin,
kıkırdakların su ve besinlerin tutması, kıkırdağın beslenmesi için gerekli
besin maddelerinin kıkırdağa hareketi için en gerekli maddedir. (Hatırlatma: kıkırdak damarsızdır ve
eklem sıvısından beslenir).

Kondroitin sülfat,
kıkırdak yıkımına yol açan lizozomal ve proteolitik enzimleri inhibe eder.


 



MSM (Metil Sülfonil Metan)
En
zengin organik sülfür (kükürt) kaynağıdır. %34 oranında sülfür içerir.

Eklemlerde
hareket kabiliyetini arttırır. Şişkinlik ve sıvı kaybını azaltır.
Analjezik
ve antienflamatuvar etkileriyle ağrıyı azaltır (vücutta doğal olarak bulunan
antienflamatuvar hormon kortizolün etkisini arttırır).


Manganez


Manganez bir oligoelementtir. Vücutta çok küçük miktarlarda
mevcuttur. Kıkırdağın oluşumunda yer alan reaksiyonlarda görev yapan enzimlerin
yardımcısı (kofaktörü) olarak görev yapar. Manganez, kondrositler içinde Glikozaminoglikanların
sentezi sırasında reaksiyonların hızlanmasına katkıda bulunur. Eksikliğinde Glikozaminoglikanların
optimal sentezi bozulur.   

D3 vitamini 
Biyokimyasal olarak sterol grubuna ait bir vitamin olması dolayısıyla yağda çözünebilir ve vücutta depolanabilir. D vitamini ailesine ait sterollerden en önemlisi kolekalsiferol yani vitamin D3’tür. Beslenme ile birlikte D vitamini bitkisel ya da hayvansal ürünlerden alınabilir. Aynı zamanda güneşten gelen ultraviyole b ışınları, öncül D vitamini formlarından deride fotokimyasal olarak D vitamini oluşturabilir.

Normal koşullar altında insan vücudunda bulunan D vitamininin büyük bir kısmı deride sentezlenir. Beslenmeyle alınan veya deride sentezlenen D vitamininin vücuttaki metabolik görevlerinde yer alabilmesi için aktif formuna dönüştürülmesi gerekir. Bu aktifleşme süreci öncelikle karaciğerde sonrasında da böbreklerde gerçekleşir.

D vitaminin en temel görevi kemikte ve kan dolaşımında yer alan kalsiyum miktarının ayarlanmasıdır. Bu işlevini, ince bağırsaklardan kalsiyum emilimini arttırıp, böbrekler vasıtasıyla da atılımını azaltarak yerine getirir. Dünya üzerinde yaklaşık olarak 1 milyar insanın D vitamini eksikliği olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle D vitamini eksikliği küresel bir sağlık problemidir ve eksikliğinin en önemli sebebi de temel oluşum mekanizması olan güneş ışığından faydalanmanın azalmasıdır. 

Kemiğin mineral içeriğinin büyük çoğunluğunu kalsiyum ve fosfor iyonları oluşturur. D vitamini eksikliğinde kemik mineralizasyonu doğru şekilde gerçekleşemeyeceği için iskelet sistemi ile ilgili birtakım problemler meydana gelir. Çocuklarda D vitamini eksikliğine bağlı oluşan iskelet sistemi hastalığına raşitizm adı verilirken bu durum erişkinlerde meydana geldiğinde osteomalazi adını alır. Osteomalazi gelişimi sonrası en belirgin yakınma sırt, kalça ve bacaklarda meydana gelen ağrıdır. Bu ağrı genellikle belden başlayarak vücudun diğer bölgelerine yayılır.

 Aynı zamanda D vitamini seviyesinin düşük olması dolaylı yoldan kemik yıkımını arttırması nedeniyle eğer kişide osteoporoz mevcut ise bu durumu hızlandırıp kötüleştirebilir.  D vitamini eksikliği sonucu dolaşım sistemi de etkilenebilir.

Yeterli düzeyde D vitamini varlığında, damar sertleşmesi daha az oluşur ve özellikle kalbin beslenmesinden sorumlu koroner damarlarda dolaşan kan akımı korunur. Kalp ve damarlar üzerinde bu koruyucu etkileri sayesinde kardiyovasküler tedaviye ek olarak normal vitamin d seviyeleri, kişinin tansiyonunun aşırı yükselmesi ya da kalp krizi geçirme ihtimaline karşı koruyucu etki yapabilir. 

D vitamini eksikliğinin ilişkili olabileceği diğer bir hastalık grubu ise psikiyatrik bozukluklardır.  D vitamini sinir hücrelerinin sağlıklı çalışması için önemli rol oynar. Anne karnında D vitamini eksikliğine maruz kalan bir çocukta otizm ve şizofreni gibi yapısal bozukluklar ortaya çıkabilir. Aynı zamanda D vitamini seviyelerinin düşük olması depresyon ile de ilişkilendirilmiş olup, çağımızın önemli sağlık sorunları olan depresyon ve kaygı bozukluğunda D vitamini seviyelerinin normal olması hastaların tedavilerine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir .

D vitamini seviyesi normal olan bireylerde yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan durumların yavaşlaması beklenebilir. 

C Vitamini


Aynı zamanda askorbik asit olarak bilinen C vitamini, insan vücudunun, kan
damarları, kıkırdakları, kasları ve kemiklerde bulunan kollajen proteini
oluşturmak için ihtiyaç duyduğu bir vitamin türüdür.

C vitamini dokuların oluşturulmasının yanı sıra vücudunun çeşitli
yaralanmalardan sonra iyileşme süreci için büyük bir öneme sahiptir.

Askorbik
asit bir monosakkarit türüdür ve hemen bütün canlı dokularında bulunur.

C vitamini, serbest radikaller olarak adlandırılan zararlı moleküllerin
yanı sıra toksik kimyasallar ve sigara dumanı gibi kirleticilerden kaynaklanan
hasara karşı vücudu koruyabilen birkaç antioksidandan biridir.



Vücutta oluşan kanser, kalp hastalığı ve artrit gibi sağlık sorunlarının
gelişmesini önlemeye katkıda bulunacağı için düzenli ve yeterli C vitamini
alınması bu durumların önlenmesine yardımcı olur.
           

Çinko
Vücut için gerekli olan eser minerallerden biridir. Çinko vücut tarafında üretilmediği için dışarıdan alınması gereken esansiyel bir moleküldür. Birçok kişi tarafından sanılanın aksine çinko vitamin değildir. Çinkonun önemini anlamak için öncelikle enzimlerden kısaca bahsetmek gerekir.

Vücut içerisinde gerçekleşen her bir reaksiyonun tam randımanlı bir şekilde çalışabilmesi için gerekli olan maddelere enzim denir. Enzimler işlevlerini yerine getirirken belirli mineraller ve vitaminlerden faydalanır. İşte çinko da bu minerallerin en önemlilerinden biridir. Çinko vücutta yaklaşık 200 enzimin çalışması için gereklidir. Bu nedenle de sağlıklı vücut fonksiyonları için çinko mineraline ihtiyaç vardır.

Çinkonun; bağışıklık sistemini desteklemek, saç, tırnak, cilt sağlığına katkıda bulunmak, kemik mineral yoğunluğunu artırmak, antioksidan etkinlik göstermek, göz hastalıklarının tedavisine destek olmak gibi birçok fonksiyonu bulunur. Vücutta birçok reaksiyonun sonunda vücuda zararlı olan antioksidan maddeler oluşur. Özellikle sigara kullanımı gibi sağlığa zarar verici maddeler antioksidan oluşmasını artırır. Bu maddelerin vücuttan uzaklaştırılması ya da zararsız hale getirilmesi gerekir.Antioksidan maddelerin uzaklaştırılması için belirli enzimler ve moleküller kullanılır.

Vücutta üretilen süperoksit dismutaz adı verilen enzim, vücudun doğal antioksidanıdır. Bu doğal antioksidanın çalışabilmesi için mutlaka çinko mineraline ihtiyaç vardır. Çinko eksikliği durumlarında bu enzim tam çalışamadığı için vücudun antioksidan kapasitesi düşmektedir. Bu nedenle, vücudun antioksidan kapasitesini arttırmak ve koruma sağlayabilmek için çinko takviyesi kullanılması önerilir. 

Çinko antioksidan etkisi sayesinde bağışıklık sistemi hücrelerini koruyarak hücrelerin aktivitelerini yerine getirebilmesine yardımcı olur.  Böylece hastalıklara yakalanma riski azalır. Antioksidan etkinliğin haricinde bağışıklık sisteminin önemli bir grubu olan T lenfositlerin olgunlaşma süreci içinde çinko mineraline ihtiyaç vardır.

Çinko kemik sağlığı için de önemli bir mineraldir. Özellikle kalsiyum, çinko ve magnezyum bir arada düzenli kullanıldığında, kemik mineral yoğunluğunun artırılmasına destek sağlar. Çocuk gelişimi üzerine yapılan araştırmalarda, çinko eksikliği yaşayan çocukların akranlarına göre boylarının kısa olduğu gözlemlenir. Çinko, yetişkinlerde ve spor yapanlarda genel kemik sağlığını, yaşlılarda ise kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz tedavisini destekler.

C vitamini, kollajen üretimi için gerekli bir vitamindir. Kollajen üretimi ise kemik gelişiminin önemli bir basamağıdır. Kemiğin gelişim prosesinde önemi olan C vitamini ve çinkonun bir arada alınmasının gelişim seyri üzerine pozitif etkisi olduğunu gösteren klinik çalışmalar vardır.

Saç, tırnak ve cilt dokusunun ortak noktası keratin dokudur. Keratin dokunun sağlıklı olması bu üç dokunun da sağlıklı olmasını beraberinde getirir. Yapılan araştırmalar, çinko takviyesinin saç dökülmesinde ve tırnak kırılmasında azalma sağladığı gösterir. İşte bu yüzden çinko eksikliğine bağlı alopesi (saçkıran) görülen bireylerde çinko takviyesi ile saçlarda yeniden uzama sağlanabilir. Saç dökülmesi ile çinko eksikliği arasında güçlü bir korelasyon olduğunu gösteren çalışmalar da vardır. 

Cilt dokusu açısından değerlendirildiğinde ise çinkonun özellikle cilt onarıcı etkinliğe sahip olduğu için cildin yenilenmesine destek sağladığı biliniyor. Akne tedavisi gören bireylerde, akne sonrası ciltte kalan yaraların iyileşmesine destek olmak amaçlı çinko takviye önerilir.

Çinko, boğaz bölümünün iç dokusuna tutunma kabiliyetine sahiptir, bu bölgeye tutunarak lokal olarak da etkinlik gösterebilir. Çalışmalar pastil olarak hazırlanmış formüllerin boğaz enfeksiyonlarının tedavisine destek olduğunu gösteriyor.

Çinko özellikle iştah artışının desteklenmesinde de önerilir. Tat duyusunun çalışması için dil üzerindeki reseptörler (algaçlar) görevlidir. Bu reseptörler ancak çinko varlığında tam çalışır ve tüketilen gıdanın tadının algılanmasını sağlar. Özellikle iştahsızlık görülen çocuklarda çinko eksikliği olduğu görülmüş ve çinko takviyesi ile tada karşı duyarlılık yani ilgi arttığı için iştah artışı olduğu bildiriliyor.   

Biotin


İnsan sağlığı için son derece önemli kabul edilen B
vitamini grubuna ait olan biotin, pek çok doğal gıdadan alınabilen ve vücudun
çok sayıda normal fonksiyonunu destekleyen bir vitamindir. Suda çözünebilen
biotin, vücutta depolanmaması ve fazla alınması durumunda idrar yoluyla
sistemden dışarı atılabilmesiyle de öne çıkar. Biotin üzerine yapılan
çalışmaların önemli bir bölümü, B7 vitamininin normal enerji oluşumuna, normal
saç tellerinin ve cildin korunmasına katkıda bulunduğunu öne sürer. Biotinin
hamilelik sürecindeki kadınlar için de önemli bir vitamin olduğu kabul
edilir. Biotin, sağlıklı normal tırnakların korunmasını isteyen kişiler
tarafından da sıklıkla kullanılır. Biotin aynı zamanda insan vücudunda
besinlerin enerjiye dönüşmesinde vücudun normal fonksiyonlarına yardımcı olur.
Vücutta aktif şekilde görev alan 5 farklı enzimi destekleyen biotinin bu sayede
her türdeki gıdanın normal metabolizmasına yardımcı olduğu
düşünülür. Biotin eksikliği yaşayan kişilerde kolay saç kırılması, tırnak
kırılması, cilt kuruluğu, hâlsizlik gibi problemler gözlemlenebilir.  

Glutatyon 
Glutatyon ya da GSH, hücreleri serbest radikaller, peroksitler ve ağır metaller gibi reaktif oksijen türlerinin toksik etkilerinden koruyan bir antioksidandır. Tripeptid yapısındadır ve ?-glutamil-sisteinil-glisin bilimsel adıyla tarif edilir. Glutatyon, hücrelerin enerji santralleri olan mitokondrilerin sağlıklı bir şekilde çalışması için gereklidir. Hasarlanmış veya işlev bozukluğu olan mitokondrilerin kanserleşme sürecinde kritik bir yeri vardır. Mitokondrilerin çalışması toksinler veya sağlıksız hücresel ortam nedeniyle bozulduğunda hücre solunum için oksijen yerine glukoz (şeker) kullanılan daha ilkel bir solunum formuna geçtiğinde kanserleşmektedir.
Sağlıklı kalmak, performansınızı artırmak, hastalıkları önlemek ve yaşlanmanın etkilerinden korunmak,  bağışıklık işlevi ve enflamasyonun kontrolü için glutatyon düzeyleri yüksek tutulmalıdır. Araştırmalar yüksek glutatyon düzeylerinin kas hasarını azalttığını, kasların iyileşme süresini kısalttığını, kas kuvveti ve dayanıklılığını artırdığını ve metabolizmayı yağ depolama yerine kas yapımına kaydırdığını göstermektedir.

Glutatyon, sağlıklı kalmak ve hastalıktan korunmak için en önemli moleküllerden biridir. Yaşlanma, kanser, kalp damar hastalıkları, bunama (demans) ve başka birçok kronik/dejeneratif hastalığın önlenmesinde temel öneme sahip olan glutatyon üç yapı taşından oluşur, bunlar  sisteine, glisin  ve glutamin  aminoasitleridir.

Glutatyon vücudumuzda doğal olarak üretilir. Glutatyona “ana anti-oksidan” denilmesinin sebebi, onun serbest radikalleri yakalayarak karaciğere taşır ve burada  kendisini  yenileyerek tekrar işine geri dönmesidir. Serbest radikaller, çoğu zaman normal hücre metabolik oksidasyonunun yan ürünleri ve toksik atıklarıdır. Anti-oksidanlar tarafından etkisiz hale getirilmediklerinde otoimmün hastalıklara, kanser gibi kronik hastalıklara yol açabilirler.

Vücut doğal yoldan glutatyon üretmekte ama bu yaşla birlikte azalmaktadır. Toksinler de glutatyon düzeylerinin azalmasına neden olmaktadır. Glutatyon azaldığında serbest radikallere karşı korunamadığımız için bu moleküller vücut yapılarına zarar verebilmektedir. Aktif Glutatyon (GSH): Glutatatyon serbest radikalleri toplayarak doyduğunda karaciğerde kendini yenilemektedir. İdeal şartlarda glutatyonun %10’u inaktif (oksitlenmiş) durumda iken %90’ı aktif formdadır. GSH olarak da bilinen aktif glutatyon %90’ın altında düştüğünde serbest radikallerle savaşı kaybetmeye başlarız. Toksinler daha da biriktiğinde GSH azalmaya devam eder. GSH %70’in altına düştüğünde bağışıklık sisteminde bozulma görülür. Vücudumuzdaki glutatyon (GSH) düzeylerindeki eksiklik iç ve dış faktörler olmak üzere iki kategoriye bağlı olabilir

.İç faktörler vücudumuzda bağışıklık, DNA onarımı, oksidatif stresten korunma gibi çeşitli süreçlerin önemli bir parçası olan glutatyona duyulan gereksinimin artmasıyla ilgilidir. Her gün maruz kaldığımız toksik ve zararlı maddeler gibi dış faktörler  kayda değer miktarda glutatyonun detoksifikasyon için kullanılması sonucunu doğurur. Bu maddelerden bazıları şunlardır:

Asetaminofen (parasetamol) ;
Aseton, çözücüler (tiner);
Akaryakıt ve yan ürünleri;
Ağır metaller (civa (diş dolguları, aşılar, dövmeler), kurşun, kadmiyum, bakır vb.);
Böcek öldürücüler (pestisitler), zirai mücadele ilaçları (herbisidler);
Nitratlar ve kimyasal gıda katkıları (salam, sosis, tütsülenmiş gıdalar vb);
Yapay tatlandırıcı aspartam;
Sentetik gıda boyaları;
Benzopirenler (sigara dumanı, mangal dumanı, egzos dumanı vb.);
Alkol;
Ev temizlik ürünleri (deterjanlar, çamaşır yumuşatıcılar, oda kokuları, naftalin, temizlik malzemeleri, beyazlatıcılar vb.);
Mutfak malzemeleri (yapışmayan tava kaplamaları, plastik saklama kapları, konserve kutuları ve karton ambalajların iç kaplamaları vb.);
Formaldehid ve stiren (fotokopi ve printer toner mürekkepleri);
Klorlu su;
Röntgen ışınları;
UV radyasyon;
Elektromanyetik alanlar (EMF);
Endüstriyel atıklar.

Diğer dış faktörler:
Yetersiz beslenme – kofaktör olan vitamin ve minerallerin eksikliği sonucunda glutatyon sentezi yetersiz kalır, başka antioksidanların yetersizliği de glutatyonun harcanmasına neden  olur;
Aşırı egzersiz – vücutta fazla miktarda serbest radikal oluşması sonucunda glutatyonu harcanmasına neden olur;
kronik stres;
kaygı, endişe;
depresyon;
gece saatlerinde ışığa maruz kalınması melatonin salınmasını baskılayarak glutatyonun azalmasına neden olur (başucu lambaları, cep telefonu, tablet gibi cihazların ekranından yayılan mavi ışık);
Yaş - 20 yaşından sonra doğal glutatyon üretimi her on yılda ortalama %10 azalmaktadır.
Bu faktörlerin tümünden kaçınmamız mümkün değildir ama pek çoğunu düzenli yaşam tarzı, toksinlerden kaçınma ve detoks yaparak minimize edebiliriz.

Boswellia Serrata:
Boswellia, Akgünlük olarak da bilinen bir ağaçtan elde edilen bitkisel bir özdür. Akgünlük ekstraktları Asya ve Afrika halk tıbbında yüzyıllardır kullanılmaktadır. Kronik iltihaplı hastalıkları ve bir dizi başka sağlık sorununu tedavi ettiğine inanılmaktadır.

Kireçlenme üzerine etkilidir
Akgünlük ekstrelerinin kireçlenme üzerindeki etkisine ilişkin birçok çalışma, kireçlenme ağrısı ve iltihabının tedavisinde etkili olduğunu bulmuştur. Phytomedicine dergisinde yayınlanan bir araştırma, kireçlenme nedenli diz ağrısı olan ve boswellia alan 30 kişinin hepsinin diz ağrısında bir azalma olduğunu belirlenmiştir. Ayrıca diz esnekliğinde bir artış da bildirilmiştir (Kimmatkar vd 2003).

Daha yeni çalışmalar kireçlenme için sürekli kullanımını desteklemektedir. Başka bir çalışma, zenginleştirilmiş özütün dozajının artırılmasının fiziksel kabiliyette bir artışa yol açtığını bulmuştur. Ayrıca akgünlük ekstresi takviyesi kıkırdağı parçalayan bir enzimin seviyelerini düşürmeye yardımcı olmuştur (Vishal vd 2011).

Romatoid artriti azaltır.
Romatoid artrit tedavisinde boswellia’nın yararlılığı üzerine yapılan çalışmalar karışık sonuçlar göstermiştir. Journal of Rheumatology’de yayınlanan eski bir çalışma, boswellia’nın eklem şişmesini azaltmaya yardımcı olduğunu bulmuştur. Bazı araştırmalar, boswellia’nın otoimmün sürece müdahale edebileceğini ve bu da onu

Romatoid artrit için etkili bir tedavi haline getirebileceğini öne sürmektedir. Daha fazla araştırma, etkili anti-enflamatuar ve bağışıklık dengeleme özelliklerini desteklemektedir (Chopra vd 2000)İltihaplı bağırsak hastalığı

(IBH) üzerine etkilidir.
Bitkinin antienflamatuvar özellikleri nedeniyle Crohn hastalığı ve ülseratif kolit (ÜK) gibi enflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili olabilir. 2001 yılında yapılan bir çalışmada, özel bir akgünlük ekstresi reçeteli bir ilaç olan mesalamin ile karşılaştırmıştır.  Çalışmada boswellia özütünün Crohn hastalığının tedavisinde etkili olabileceğini göstermiştir (Gerhardt vd 2001).

Birkaç çalışma, bitkinin ÜK tedavisinde de etkili olabileceğini bulmuştur (Sarkate ve Dhaneshwar 2017; Gupta vd 2001).

Astım üzerine etkilidir.
Bronşiyal kasların kasılmasına neden olan lökotrienlerin azaltılmasında rol oynayabilir. 1998 yılında yapılan bir çalışmada, akgünlük alan kişilerin astım semptomları ve göstergelerinde azalma yaşadığını bulmuştur. Bu, bitkinin bronşiyal astım tedavisinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Araştırmalar boswellia’nın pozitif bağışıklık dengeleme özelliklerinin astımda meydana gelen çevresel alerjenlere aşırı reaksiyona yardımcı olabileceğini göstermiştir (Gupta vd 1998).

Kanser üzerine etki
Etken madde olan boswellic asitler, kanser büyümesini engelleyebilecek çeşitli şekillerde etki göstermektedir. Boswellic asitlerin bazı enzimlerin DNA’yı olumsuz etkilemesini engellediği gösterilmiştir. Çalışmalar ayrıca akgünlükte bulunan bileşenlerin gelişmiş meme kanseri hücreleriyle savaşabileceğini ve kötü huylu lösemi ve beyin tümörü hücrelerinin yayılmasını sınırlayabileceğini bulmuştur (Suhail vd 2011).

Başka bir çalışma, boswellic asitlerin pankreas kanseri hücrelerinin istilasını baskılamada etkili olduğunu göstermiştir. Yapılan yeni çalışmalar ile anti-kanser aktivitesi daha iyi anlaşılmaktadır (Park vd 2011).

Kullanım Önerisi: 18 yaş üzeri yetişkinlerde gece yatmadan önce gün 1 flakon içilmesi önerilmektedir.

ilaç değildir. Takviye edici gıdadır

Ticari Takdim Şekli: 30 ml lik 30 flakon içeren karton kutularda.

          





 

 

www.hepsiincide.com web sitesinden satın aldığınız ürünle ilgili yorum yazıp görüşlerinizi paylaşabilirsiniz.

  • {{item.tarihStr}}

    {{item.yorum}}

    {{item.uyead+" "+item.uyesoyad}}

    Bu Yorum Sizce Faydalı mı?

Ürünle ilgili daha fazla bilgiye mi ihtiyacınız var?

Mağazaya Sor

  • {{item.tarihStr}}
    {{item.baslik}}

    {{item.soru}}

    {{item.uyead+" "+item.uyesoyad}} Özel sorudur, sadece siz görebilirsiniz
    {{item.cevapTarihStr}}

    {{item.cevap==null ? 'Cevap bekleniyor...' : item.cevap}}

    {{item.kobiad}}

TYKON İLAÇ KİMYA ÜRÜNLERİ SANAYİ VE TİCARET LTD ŞTİ

Diğer Mağaza Ürünleri
Mağazaya Soru Sor